Erzurum'un merkezinde iki minaresiyle şehri gören bir yapı var: Çifte Minareli Medrese. Şehre ilk gelen herkes bu yapıyı sorar, biz de saha işi için şehir dışına çıktığımızda dönüşte hep aynı silueti görürüz. Kapıdan geçen herkes başını kaldırıp minarelere bakıyor. Taşın üzerindeki işçilik uzaktan bile fark ediliyor. Yüzyıllar boyunca ayakta kalmış bir taş yapı, bugün de aynı yerde duruyor. Yakından bakmak için birkaç dakika ayırmakta fayda var, çünkü asıl işçilik uzaktan değil yakından görünüyor.
Kimin Yaptırdığı Hâlâ Tartışmalı
Medreseyi 13. yüzyılın sonlarında inşa etmişler, taşın üstüne kimse imza bırakmamış. Kimi kaynaklara göre Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad'ın kızı, kimine göre İlhanlı döneminden bir hanım sultan yaptırmış. Bu belirsizlik yüzünden yapıya Hatuniye Medresesi adını da veriyorlar. Bazı kaynaklar yapımın 1253'te başlayıp 1291'de bittiğini yazıyor. Asırlardır kimin yaptırdığı netleşmemiş olması bile yapının ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Biz de eski kayıtların çoğu zaman eksik kaldığını sahada sık görürüz. O dönemde bugünkü gibi her adım kayıt altına alınmıyordu, bu yüzden böyle boşluklar şaşırtıcı değil.
Taşın Boyutu Küçük Değil
Yapı yaklaşık 35x46 metre ölçülerinde. İki katlı, dört eyvanlı, yani dört yönde büyük kemerli salonu olan bir plana kurulmuş. Zemin katta 19, üst katta 18 oda var. Minareler 26 metre yüksekliğinde, şehrin birçok noktasından göze çarpıyor. Biz saha ölçümlerine alışığız, bu ölçekte bir yapıyı elle ve basit aletlerle kurmak bugünün gözünden bile büyük iş. Vinç ve iş makinesi olmadan bu taşları kesip yerine oturtmak gerçek bir mühendislik işiydi. Bugün bir kazıya başlamadan önce zemini ölçüp düzeltiyoruz, o dönemin ustaları da taşı yerine oturtmadan önce aynı özeni göstermiş olmalı. Aradaki fark aletlerde, emekte değil.
Taç Kapıdaki İşaretler
Kapının üstünde çift başlı kartal var. Ustalar yanına hayat ağacı ve bitkisel süslemeler de işlemiş. Bu motifleri güç ve kalıcılık simgesi olarak kullanmışlar, süsleme rastgele değil. Bu motifler amblem değil, Orta Asya Türk geleneğinde güç ve kalıcılık anlamı taşıyan simgeler. Minarelerin çini süslemelerine "Allah", "Muhammed" ve ilk dört halifenin isimlerini de işlemişler. Biz taş işçiliğinden pek anlamayız ama bu ayrıntıları görünce ustalığın seviyesini anlıyoruz. Bu detayları görmek için ışığın açısı da önemli, gün içinde farklı saatlerde taç kapıya bakınca oymalar başka görünüyor.
Şehrin Ortasında
Medrese Erzurum'un merkezinde, kaleyle aynı hat üzerinde duruyor. Şehri gezen biri yürüyerek ikisini de görebilir. Ticaret için şehre gelen bir esnaf da, saha için gelen bir müteahhit de aynı yoldan geçiyor. Biz de şehir merkezine indiğimizde çoğu zaman bu meydandan geçiyoruz. Kışın kar yağınca minarelerin üstü beyaza kesiyor, yapı o zaman daha da göz alıcı oluyor. Sabah saatlerinde meydan daha sakin oluyor, fotoğraf çekmek isteyenler için bu vakit daha uygun.
Günümüzde Bir Müze
Yapı 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne girdi. Günümüzde müze olarak hizmet veriyor, içinde resim sergileri de açıyorlar. Şehre gelen çoğu kişi Erzurum'u bu yapıyla hatırlıyor. Biz de zaman zaman önünden geçerken içeri göz atıyoruz. Müzeyi gezmeden önce sergi takvimine bakmakta fayda var, içerik zaman zaman değişiyor.
Taşın Yaşı Bize Bir Şey Öğretiyor
Biz hafriyat ve temel işinde önce zemine bakarız. Bu ustalar yüzyıllar önce taşı aynı özenle seçmiş, aradaki fark işçilikte. Bir yapının uzun ömürlü olması malzemeden çok emeğe bağlı, bunu her saha bize yeniden gösteriyor. Kışın donan, yazın çözülen bu topraklarda bir yapının yüzyıllarca ayakta kalması hafife alınacak bir şey değil. Eski yapılar da zamanla bakım ister, taş bile yıllar içinde yıpranıyor, düzenli göz atmak gerekiyor.
Elli yıldır bu şehirdeyiz, aynı taşların üstünden geçip gidiyoruz. Çifte Minareli Medrese kadar eski olmasak da bu şehrin hikâyesine biz de kendi payımızca ortak oluyoruz. Aynı meydanda hem yüzyıllık taşı hem yeni inşaatı görüyoruz, ikisi de bu şehrin hikâyesinin bir parçası. Şehir büyüdükçe yeni binalar yükseliyor, ama bu taşın yanında hepsi genç kalıyor.
